Uzm. Dr. Mahinur Şenol, Türkiye’de günlük tuz alımının Dünya Sağlık Örgütü önerilerinin iki katı olduğunu belirterek kalp ve damar sağlığına dikkat çekti.
İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Mahinur Şenol, Türkiye’de günlük tuz tüketiminin Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) önerdiği 5 gramlık sınırın iki katına çıktığını bildirdi. Ortalama 9-10 gram seviyelerinde seyreden bu durum, Mart ayının ikinci haftasında “Tuza Dikkat Haftası” kapsamında gündeme geldi. Şenol, özellikle ekmek, peynir, zeytin gibi gizli kaynaklar ve işlenmiş gıdalar aracılığıyla gerçekleşen aşırı tuz alımının kalp, böbrek ve damar sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini vurguladı.
Uzm. Dr. Şenol, toplumun sadece yemeklere eklenen tuzu hesaba kattığını belirtti. Ancak günlük tuz alımının büyük kısmı salça, hazır çorbalar, soslar ve işlenmiş et ürünlerinden geliyor. Bu “gizli tuz” kaynakları, önerilen günlük miktarın kolaylıkla aşılmasına neden oluyor. Fast food ve hazır ürünler de yüksek oranda sodyum içeriyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), sağlıklı bir yetişkin için günlük tuz tüketiminin 5 gramı geçmemesini tavsiye ediyor. Türkiye’de yapılan çalışmalar ise bu miktarın ortalama 9-10 gram seviyelerinde olduğunu gösteriyor. Şenol, gıda sektöründe lezzet artırıcı ve raf ömrü uzatıcı olarak kullanılan tuz nedeniyle paketli ürün etiketlerini okuma alışkanlığının önemine dikkat çekti.
Aşırı tuz tüketimi, vücutta su tutulmasına yol açarak kan hacmini artırır. Bu durum, kan basıncının yükselmesine neden olur. Uzm. Dr. Şenol, hipertansiyonun uzun yıllar belirti vermeden ilerleyebilen sinsi bir hastalık olduğunu aktardı. Kalp krizi, inme, kalp yetmezliği ve böbrek yetmezliği gibi ciddi hastalıklara zemin hazırlar.
Tuz tüketiminin azaltılması, özellikle tansiyon hastalarında ilaç tedavisi kadar kritik bir adımdır. Şenol, ailesinde hipertansiyon öyküsü bulunan, diyabet hastası olan ve 40 yaş üzerindeki kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı. Düzenli tansiyon ölçümünün ihmal edilmemesini belirtti.
Şenol, fazla tuzun yalnızca kalp ve tansiyonla sınırlı kalmadığını ifade etti. Aşırı tuz, böbreklerin yükünü artırır ve zamanla böbrek fonksiyonlarında bozulmaya yol açabilir. Ayrıca, damar sertliği riskini artırarak kalp-damar hastalıklarına zemin hazırlar. Uzun vadede kemik sağlığını da olumsuz etkileyebilir.
Tuz tüketim alışkanlığının küçük yaşlarda şekillendiğini belirten Şenol, çocuklara erken dönemde yoğun tuzlu gıdalar verilmemesi gerektiğini söyledi. Çocukların damak tadı erişkinlere göre daha hassastır. Erken yaşta yüksek tuz tüketimi, ilerleyen yıllarda hipertansiyon riskini artırabilir.
Bu nedenle evde hazırlanan yemeklerde tuz miktarı azaltılmalı ve sofrada tuzluk bulundurulmamalıdır. Uzm. Dr. Mahinur Şenol, tuz tüketimini azaltmak isteyenlere pratik önerilerde bulundu. Yemek pişirirken tuzu kademeli olarak azaltmak ve sofrada tuzluk bulundurmamak bu öneriler arasında yer aldı.
Paketli ürün etiketlerindeki sodyum oranını kontrol etmek, turşu, salamura ve işlenmiş et ürünlerini sınırlamak da önem taşıyor. Tuz yerine baharat, limon, sarımsak ve taze otlarla lezzet katılabileceğini ifade etti. Dışarıda yemek yerken az tuzlu tercih edildiğinin belirtilmesi de öneriler arasında bulunuyor.
Şenol, damak tadının zamanla değişebileceğini ve daha az tuzlu beslenmeye birkaç hafta içinde uyum sağlanabileceğini aktardı. Küçük ama sürdürülebilir değişikliklerin uzun vadede büyük sağlık kazanımları sağlayacağını vurguladı. Uzm. Dr. Mahinur Şenol, sağlıklı bir kalp, dengeli tansiyon ve güçlü böbrekler için tuz tüketimini kontrol altına almanın hayati bir adım olduğunu belirtti.
Halk Gazetesi, ülke gündemini objektif ve tarafsız bir bakış açısıyla takipçilerine ulaştırmayı amaçlayan, dijital haber platformudur. Okurlarına doğru, hızlı ve güvenilir bilgi sunma ilkesiyle, şeffaf ve sorumlu gazetecilik anlayışını benimsiyoruz.