Türkiye’nin kritik dönemlerinden birine damga vuran FETÖ’nün 7 Şubat 2012’deki MİT kumpası, demokrasiye karşı sinsi bir darbe girişimi olarak hafızalara kazındı. Bu olay, hükümeti devirme ve çözüm sürecini baltalama amacı güden örgütün karanlık yüzünü bir kez daha gözler önüne serdi ve 14 yıldır süren bir adalet mücadelesine dönüştü.
Türkiye’nin yakın tarihine damga vuran ve hafızalarda derin izler bırakan olaylardan biri olan 7 Şubat 2012 MİT Kumpası, FETÖ’nün devletin kılcal damarlarına sızma ve hükümeti diz çöktürme çabalarının en net örneklerinden biriydi. Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi pek çok kurgu ve kumpas soruşturmasının ardından gelen bu girişim, örgütün iştahının nasıl büyüdüğünü gösteriyordu.
Bu sinsi operasyonun asıl hedefi, hükümetin 2005’te başlattığı ve terör örgütü PKK/KCK’yı bitirmeyi amaçlayan çözüm sürecini sabote etmekti. FETÖ, bu hamleyle hem MİT’i yıpratmayı hem de devletin terörle mücadeledeki kararlılığını sorgulatmayı planlıyordu.
O günlerde İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’nda görevli, sonradan FETÖ bağlantıları nedeniyle ihraç edilen savcılar Bilal Bayraktar ve Sadrettin Sarıkaya, sinsi bir PKK/KCK soruşturması başlattı. Bu soruşturmanın hedefinde sıradan isimler değil, dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski MİT Müsteşarı Emre Taner ve beraberindeki üst düzey MİT görevlileri vardı. İddia edilen suçlar ise “PKK/KCK’ya bilerek yardım etme” ve “soruşturmanın gizliliğini ihlal” gibi akıl almaz suçlamalardı.
FETÖ’cü savcılar, 7 Şubat 2012’de Hakan Fidan ve diğer MİT görevlilerini ifadeye çağırarak düğmeye bastılar. Amaçları açıktı: MİT’i kamuoyunda “PKK ile iş birliği yapan bir yapı” gibi göstermek, kurumu itibarsızlaştırmak ve böylece hükümetin çözüm sürecini sekteye uğratmak.
Örgüt üyeleri, MİT’çilerin ifadeye çağrılmasını, evlerinin aranmasını ve hatta haklarında yakalama kararı çıkarılmasını titizlikle planlamıştı. Bu karanlık operasyon için seçilen gün de tesadüfi değildi: O dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ameliyat olacağı güne denk getirildi. Örgüt, devletin zirvesinin meşguliyetinden istifade etmeyi hedefliyordu.
7 Şubat 2012 akşamüstü, bir savcı Hakan Fidan ve dört MİT görevlisini telefonla arayarak ifadeye çağırdı. Ancak bu sinsi plan, Erdoğan’ın ameliyatının ertelenmesi ve istihbarat görevlileri hakkındaki soruşturmaların özel izne tabi tutulmasıyla boşa çıktı. Erdoğan’ın o günkü kararlı duruşu ve yönlendirmesi sayesinde, MİT görevlileri ifade vermeye gitmeyerek kumpasın ilk aşamasını bertaraf etti.
7 Şubat’taki ilk başarısız girişimin ardından olaylar zinciri hızla gelişti:
MİT kumpasının savuşturulmasının ardından, sıra bu sinsi planı hazırlayanlara geldi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, FETÖ mensupları hakkında geniş çaplı bir soruşturma başlattı. Yapılan titiz incelemelerde, örgüt üyelerinin 7 Şubat öncesinde Ankara Kızılcahamam’da gizli bir toplantı düzenledikleri ortaya çıktı.
Emniyet ve yargıdaki “mahrem imam” yapılanmasının içinden gelen bir tanık, operasyon için bizzat ABD’ye gidilerek elebaşı Fetullah Gülen’den onay alındığını ve talimatların örgüt mensuplarına ulaştırıldığını itiraf etti. Eski polis memuru Ş.E.’nin, “Hakan Fidan ifadeye gelseydi kesin tutuklanacaktı” sözleri ise planın ne denli pervasız olduğunu gözler önüne serdi.
Şubat 2020’de tamamlanan soruşturma sonucunda, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen dahil 34 sanık hakkında devasa bir iddianame hazırlandı. Bu iddianamede, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Hakan Fidan ve eski MİT görevlileri “mağdur” olarak yer aldı.
İddianame, 7 Şubat 2012 olaylarını, “FETÖ’nün seçilmiş Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni yıkmaya yönelik ilk teşebbüsü” olarak nitelendirdi. Çözüm süreciyle MİT’i PKK/KCK ile ilişkilendirme çabası ve operasyonun Başbakan’ın ameliyat olacağı güne denk getirilmesi, örgütün nihai hedefinin meşru hükümeti devirmek olduğunu açıkça gösterdi.
Hazırlanan iddianamenin kabulüyle, 22 Haziran 2020’de 34 sanığın yargılanma süreci başladı. Bu karmaşık davanın seyrinde, firari sanıklar hakkında yeni iddianameler hazırlandı ve ana davayla birleştirildi.
3 Mart 2021’de, 8’i tutuklu olmak üzere 18 sanık hakkında mahkeme heyeti hükmünü açıkladı. Eski emniyet müdürleri Yurt Atayün, Ali Fuat Yılmazer, Kazım Aksoy, Erol Demirhan, Nuh Mehmet Damgacı ve Ayhan Albayrak ile örgütün “emniyet mahrem imamları” olarak bilinen Sebahattin Kaplan, Musa Metin, Bilal İrice ve Ahmet Kılınçarslan, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevini engellemeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
Bu isimlere ek olarak, “nitelikli resmi belgede sahtecilik” suçundan 9’ar yıl hapis cezası da verildi. Diğer polis memurlarına “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7 yıl 6’şar ay, gazeteci Mustafa Gökkılıç’a ise aynı suç ve “soruşturmanın gizliliğini ihlal”den 8 yıl 4 ay hapis cezası uygun görüldü. Bazı sanıklar ise beraat etti.
Mahkemenin gerekçeli kararında, bu kumpasın MİT’in başına FETÖ mensubu birinin getirilmesi arayışının bir parçası olduğu vurgulandı. Ayrıca, örgütün Türkiye aleyhindeki kara propaganda faaliyetlerini, delilsiz ve pervasızca, “Türkiye’ye zarar verme” hedefiyle sürdürdüğüne dikkat çekildi.
İstinaf mahkemesi, 15 sanık hakkındaki mahkumiyetleri hukuka uygun bulsa da, Yargıtay 3. Ceza Dairesi 20 Şubat 2023’te bozma kararı verdi. Gerekçe ise kritikti: Yerel mahkemenin bazı “devlet sırrı” kapsamındaki belgelere erişimi sınırlaması, adil yargılanma ilkesi ve savunma hakkını zedelediği kanaatine varıldı. Yargıtay, mahkemenin devletin ilgili kurumlarından görüş alarak hangi belgelerin devlet sırrı olduğunu netleştirmesi gerektiğine işaret etti. Bu kararla, sanıkların ve avukatlarının dosyalara yeterince erişememesi ve delillerin açıkça tartışılamaması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa’ya aykırı bulundu.
Şu anda, dava dosyası yeniden İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’ne döndü ve sanıkların yeniden yargılanmasına kapalı oturumlarla devam ediliyor.
Kumpasın kilit isimlerinden, MİT görevlilerini ifadeye çağırmaya yeltenen eski savcı Sadrettin Sarıkaya, 2017’de saklandığı örgüt evinde yakalandı ve hakkında davalar açıldı. Ancak diğer eski savcı Bilal Bayraktar ise halen sırra kadem basmış durumda, firari olarak aranıyor.
Halk Gazetesi, ülke gündemini objektif ve tarafsız bir bakış açısıyla takipçilerine ulaştırmayı amaçlayan, dijital haber platformudur. Okurlarına doğru, hızlı ve güvenilir bilgi sunma ilkesiyle, şeffaf ve sorumlu gazetecilik anlayışını benimsiyoruz.